140. Senden bir günah vâki olduğunda bu, senin Rabbine olan istikametinin husulünden ümidinin kesilmesine sebep olmasın. Olabilir ki bu, sana takdir edilmiş olan son günahtır.
Hakiki mürid, atını hızla hedefe süren, düştüğü an hemen atına binip süratle yoluna devam eden yolcu gibidir.
Ey mürid! Bir günah işlediğinde hemen ümidini yitirip yoldan vazgeçme. İstikamete ulaşmaktan ümidini kesme. Belki bu günah senin nefsini kırmak için sana takdir edilmiş olup menfaatine olabilir. Allah’ın (c.c) sana bir rahmeti, bir usanma, günahtan tiksinme vesilesi olabilir. Belki de sana takdir edilmiş son günah olabilir. Düştüğün yerde kalk ve hızla ve aynı azimle yoluna devam et.
Mevlâ (c.c),
“Deki: Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım. Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin” (Zümer 39/53).
“Deki: Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım. Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin” (Zümer 39/53).
“Rabbinin rahmetinden ancak sapıtanlar ümidini keser” (Hicr 15/56).
“Allah’ın rahmetinden ancak kâfir topluluklar ümidini keser” (Yûsuf 12/87) buyurmuştur.
Resûlullah (s.a.v),
“Her âdemoğlu hata edicidir. Hata edenlerin hayırlısı tövbe edenlerdir” buyurmuştur.53
“Her âdemoğlu hata edicidir. Hata edenlerin hayırlısı tövbe edenlerdir” buyurmuştur.53
Birçok zat eskiden hırsız, içkici, eşkıya vs. iken tövbe ettikten sonra büyük evliya olmuştur. Fudayl b. İyâz, Bişr-i Hâfî vs. gibi.54
141. Sana recâ (ümit) kapısının açılmasını istiyorsan O’ndan sana gelene bak.
Havf (korku) kapısının açılmasını istiyorsan senden O’na gidene bak.
Açıklama: Ümitlenmek istediğinde Mevlâ’nın sana olan ihsan ve nimetlerini düşün. Şimdiye kadar seni nasıl ki nimetlere boğmuş ise yine sana iyilik edecek ve acıyacaktır.
Korkmak istediğinde ise günahlarına, ibadetindeki gaflet ve kusurlarına bak. Bu, korkunun artmasına kâfidir.
142. Çoğu kere, bast aydınlığında elde edemediğin faydayı sana kabz karanlığında verir. “Fayda açısından hangisinin size daha yakın olduğunu bilemezsiniz” (Nisa 4/11).
Açıklama: Recânın çokluğu ferahlığı, korkunun çokluğu ise sıkıntı ve hüznü doğurur. Bu iki hal gece ve gündüz misali birbirini takip ederler. Hangisinin daha faydalı olduğu bilinmez.
Gündüz hoş, gece ise sıkıcı görünür ama bazen gece, gündüzden daha hayırlı olabilir (Çünkü geceleri ibadet, zikir, münâcât ve manevî hicabın kalkma zamandır).
Kabz hali belki bast haline göre daha sıkıntılıdır ama bast halinde kazanılamayan faydalar belki kabz halinde kazanılabilir. Nitekim demişler ki:
“Bazen bir saatlik hüzün ile -hüzünsüz olarak- senelerce alınamayacak yol kat edilebilir.”
143-144-145. Nurların doğuş yerleri kalpler ve sırlardır.
Açıklama: Nurlardan murat, ilâhî varidat ve mükâşefelerdir.
Allah’tan (c.c) gelen ilâhî lütufların parlama yeri kalp ve sırlardır.
• Kalplere bırakılan bir nur vardır ki, gayb hazinelerinden akıp gelir. Nur vardır ki, sayesinde Hakk’ın eserleri sana açılır. Yine nur vardır ki, sayesinde sana O’nun vasıflan açılır.
Açıklama: Kalplere gelen ilâhî nurlar derece derecedir.
Kalbe evvela yakîn nuru gelir. Bu İslâm nuru olup, yıldız ışığı misali zayıftır. Allah’ın gaybî hazinelerinden gelen yardımlarla kuvvetlenir ve ay ışığı gibi çoğalır. Bu ise iman nurudur. Kul bu nur ile her şeyde Hakk’ın eserlerini görür, ibadet, zikir ve sohbetle bu nur artmaya devam ederek güneş ışığı gibi çoğalır. Bu nur ise ihsan nuru olup kul bu nur ile her şeyde Hakk’ın sıfatlarını müşahede eder.
Bu sıralama (İslâm, iman, ihsan) sofilere göredir. Çünkü kul, zahirî ibadetlerle meşgul olduğu müddetçe İslâm makamındadır. Amel kalbe ulaşıp ihlâs, tezkiye ve tasfiye ile meşgul oldukça buna iman makamı denilir. Amel ruh ve sırra ulaştığında ise ihsan makamı denilir.
Fakihlere göre ise iman, İslam’dan evveldir. Her sınıfın meşrebi farklıdır. Istılahtaki intilafın zararı yoktur.
146. Nefisler ağyarın yoğunluğuyla perdelendiği gibi bazen kalpler de nurlara takılır.
Açıklama: Nefisler Hak’tan başka şeylerle, zahirî maddelerle ilgilenir, onlara âşık olur ve böylece mahcup olur, hakikatten perdelenir.
Kalpler ise bazen manevî makamlara takılıp, asıl maksuttan mahrum kalabilir.55
147. Sırların nurlarını zahirî örtülerle gizledi. Ta ki ortada olup, şöhret lisanıyla seslenilme değersizliğinden onları yüceltsin…
Açıklama: Kalplere gelen nurlar görülseydi, meydanda olup değeri kalmayacaktı. Zira meydanda olan şeyin değeri düşüktür. Allah (c.c) onların değerini korumak için zahirî örtülerle gizledi.
55 bk. 2. Bölüm, 19. hikmet.
53 Tirmizî, Sıfatü’l-Kıyâme, 49.
54 bk. 6. Bölüm, 46. hikmet ve 21. Bölüm, 184. hikmet.
53 Tirmizî, Sıfatü’l-Kıyâme, 49.
54 bk. 6. Bölüm, 46. hikmet ve 21. Bölüm, 184. hikmet.
Hikem-i Atâiyye - Atâullah İskenderii (k.s)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder